ne zaman azıcık kabuğumdan çıkayım desem; bir el omzuma dokunuyor, var olmayan bir ses "bu iş yorar seni." diyor. evrenin kum havuzu değil, kolezyum olduğunu hatırlatmak için çok farklı yöntemleri var.
böyle olunca yeniden kabuğuma çekiliyorum.
bırakayım "güzel kadınların, bahtı da güzel olsun."
17 Kasım 2014 Pazartesi
10 Ekim 2014 Cuma
hiç aklımdan çıkmayan kareler -2-
belki de sahip olduğum ilk anılardan biridir; henüz konuşmayı dahi düzgün sökebildiğimden emin olmadığım bir zamanda, annemin peşinde ev gezmesindeyim. 13-14 yaşlarında olsa gerek, bir de abla var ve mevcut görevi beni eylemek.
hepimize tanıdık gelecek desenli, mobilyaların dibinde, bir halının üzerinde oturmuş iskambil kağıtlarıyla oyun oynuyoruz. ne oynadığımızdan bihaberim tek fonksiyonum kartları elimde açık bir biçimde tutmak. lakin ellerim küçük, kartların sayısı her saniye artıyor. kaçınılmaz son, tüm kartları düşürüveriyorum. önce kızla, sonra annemle göz göze geliyoruz.
"az kağıt verin ona, çok tutamaz o" diyor annem. o saniye ağlamaya başlıyorum. düşürdüğüme ağlıyorum sanıyorlar, lakin konuşabilsem belki derdimi anlatacağım; ama olmuyor. başarısız olmaya o günlerden beri tahammül edebiliyorum.
bir şeyi yapamayacağımın söylenmesine ise bugün dahi tahammülüm yok.
hepimize tanıdık gelecek desenli, mobilyaların dibinde, bir halının üzerinde oturmuş iskambil kağıtlarıyla oyun oynuyoruz. ne oynadığımızdan bihaberim tek fonksiyonum kartları elimde açık bir biçimde tutmak. lakin ellerim küçük, kartların sayısı her saniye artıyor. kaçınılmaz son, tüm kartları düşürüveriyorum. önce kızla, sonra annemle göz göze geliyoruz.
"az kağıt verin ona, çok tutamaz o" diyor annem. o saniye ağlamaya başlıyorum. düşürdüğüme ağlıyorum sanıyorlar, lakin konuşabilsem belki derdimi anlatacağım; ama olmuyor. başarısız olmaya o günlerden beri tahammül edebiliyorum.
bir şeyi yapamayacağımın söylenmesine ise bugün dahi tahammülüm yok.
8 Ekim 2014 Çarşamba
hiç aklımdan çıkmayan kareler -1-
ortaokul yıllarımdan biri olacak, evrenosbey'in tek katlı beş derslikli binasının kapısında merdivenlerin tepesinde durmuş bahçeye bakıyorum. neden bilmiyorum bahçe boş, ihtimal ki paydos sonrası bir sebepten okulda kalmışım. bir kış günü belki saat dört suları, havanın kararmasına bir, bilemedin bir buçuk saat var.
ancak hava kararlı, vaktinden önce kararacak. hatırladığım kadarıyla ilk kez, yağmur bulutu nasıl olur, öğrenircesine inceleyip görüyorum. hava, bir daha görmediğim bir tonda gri. bir şeyden eminim, aylardan aralık. okulun bahçesindeki çimenler, nasıl olduğunu bilmiyorum, ama yemyeşil. en müsait anda, inat, yağmur yağmıyor.
sanki bir gün hatırlayayım diye, dakikalarca dikilip okulun bahçesine öylece bakıyorum. konuşacak birine ihtiyacım var.
ancak hava kararlı, vaktinden önce kararacak. hatırladığım kadarıyla ilk kez, yağmur bulutu nasıl olur, öğrenircesine inceleyip görüyorum. hava, bir daha görmediğim bir tonda gri. bir şeyden eminim, aylardan aralık. okulun bahçesindeki çimenler, nasıl olduğunu bilmiyorum, ama yemyeşil. en müsait anda, inat, yağmur yağmıyor.
sanki bir gün hatırlayayım diye, dakikalarca dikilip okulun bahçesine öylece bakıyorum. konuşacak birine ihtiyacım var.
21 Eylül 2014 Pazar
logos spermaticos -22-
"hayatınızda olmayan insanlara değil, hayatında olmadığınız insanlara bir bakın. kendinizi daha iyi tanıyacaksınız."
bir kez olsun rutini kırmaya teşebbüs etmemiş bir insanın, hayatındaki monotonluktan şikayet etmeye hakkı yok. telefonun ahizesini (gerçi ahizeli telefon kalmadı, benimkisi laf...) kaldırmaya zamanı ve cesareti olmayanın, özlemeye hakkı yok. günden güne yalnızlaşmasına karşın gitme demeyenin, yalnızlıktan şikayet etme hakkı yok.
böyle bir insanın yapabildiği tek şey var, insanlara bir adım geriden bakmak ve hayatlarını izlemek. neyse ki yaşadığımız bugünlerde bunu mümkün kılan çok sayıda araç gereç de var.
kendinize acımaktan vakit bulur da insanların hayatlarına gerçekten bakacak olursanız göreceğiniz şey size kendinizle ilgili de çok şey anlatabilir.
insanların hayatlarına bakın. içerisinde sizin olmadığınız resimlerin renkleri daha canlı ise, arkada çalan müziği, ağaçların kokusunu duyuyorsanız bu size ne anlatıyor? "ben de orada olabilirdim" diyerek kendinizi kandırabilen insanlardansanız, sizin için mutlu olabilirim; ancak içten içe ikimiz de biliyoruz ki orada değiliz, bir başka günde orada olmayı da tercih etmeyeceğiz.
dolayısıyla hayatında olmadığınız insanlara bir bakın. orada olmayışınızın yarattığı fark, ne kadar sefil ruhlara sahip olduğumuzu anlatacak.
6 Ağustos 2014 Çarşamba
hayat gayemin ne olduğuna beşiktaşlı olduğum gün karar verdim
hatırlayabildiğim en eski anılarım içinde beşiktaşlı olduğum var; ancak hikaye böyle başlamıyor. 6 yaşıma dek niçin olduğunu bilmediğim şekilde beşiktaşlıydım. babam takım tutmadığından ihtimal ki abimden ötürü olacak...
6 yaşımda 90larda çocuk olan her genç gibi ben de ilkokula başladım. ilkokul birinci sınıftaki hocam, hasta galatasaraylıydı ve okulun son günü "galatasaraylı olmayanları geçirmiyorum" gibi hıyarca bir söz etmişti. yani aslında kendisini gayet de severim, ancak demişti ve o yaşta pek de şaşırılmayacak şekilde ben de buna kanmıştım. gerçi şimdi düşünüyorum da adamda bir sıkıntı olmayabilir, buna inanıp galatasaraylı olan tek kek de bendim. neyse...
sonraki yıllar galatasaray ile pek de ilgilendiğim söylenemez. uefa kupaları sayısız şampiyonluk falan umrumda değil. bu zaferlerin sürdüğü dönemde fark ettim ki, güçlü olanın tatsız bir kibiri, kifayetsiz bir duruşu var. üzerimden düşürmediğim çok şık (ve çok da rahat) bir galatasaray eşofmanım var ama aklım da hep beşiktaş'ta.
ömür boyu muhalif olacağımı "sen galatasaraylı değil misin oğlum?" diyenlere "beşiktaşlıyım lan ben" dediğim gün anladım.
velhasıl kelam bu kimlik bunalımını atlatıp kendimi evrenosbey öğrencisi olan bir beşiktaşlı olarak tanımlamaya başladığımda açıldım.
örneğin ilk kez o dönemlerde bir kıza tuhaf şeyler hissetmeye başladım.
kaybetme ihtimalimin olmadığı oyunları oynamaktan keyif almadğımı fark ettim.
bariz ak olan şeylere ak diyenlere, "aslında bir de şöyle baksan kara o" demeye başladım.
en keyifli, en mutlu olduğum anlarda dahi hüzünlü bir şeyler bulabilmekten ve bu şeylere kederlenmekten haz aldım.
bir ömür boyu sürecek muhalefete tabii oldum. hiç oy verdiğim parti iktidar olmadı, ama eminim bir sefer böyle bir durum gerçekleşse yine gidip bir muhalefet partisine oy atarım.
ha bir de "afedersiniz rum", "afedersin çok daha çirkin şeyler, ermeni diyen oldu" dendiği zaman bir öğürme gelir oldu.
ben kariyer seçimimi yeniden beşiktaşlı olduğum gün yaptım. önümde koskoca bir ömür var ve bu ömür çok çalışarak, çabalayarak ve zaman zaman bocalayarak geçecek. bu uzun ömürde belki birkaç sefer karşılığını "vermezler" de alabilirim diye.
6 yaşımda 90larda çocuk olan her genç gibi ben de ilkokula başladım. ilkokul birinci sınıftaki hocam, hasta galatasaraylıydı ve okulun son günü "galatasaraylı olmayanları geçirmiyorum" gibi hıyarca bir söz etmişti. yani aslında kendisini gayet de severim, ancak demişti ve o yaşta pek de şaşırılmayacak şekilde ben de buna kanmıştım. gerçi şimdi düşünüyorum da adamda bir sıkıntı olmayabilir, buna inanıp galatasaraylı olan tek kek de bendim. neyse...
sonraki yıllar galatasaray ile pek de ilgilendiğim söylenemez. uefa kupaları sayısız şampiyonluk falan umrumda değil. bu zaferlerin sürdüğü dönemde fark ettim ki, güçlü olanın tatsız bir kibiri, kifayetsiz bir duruşu var. üzerimden düşürmediğim çok şık (ve çok da rahat) bir galatasaray eşofmanım var ama aklım da hep beşiktaş'ta.
ömür boyu muhalif olacağımı "sen galatasaraylı değil misin oğlum?" diyenlere "beşiktaşlıyım lan ben" dediğim gün anladım.
velhasıl kelam bu kimlik bunalımını atlatıp kendimi evrenosbey öğrencisi olan bir beşiktaşlı olarak tanımlamaya başladığımda açıldım.
örneğin ilk kez o dönemlerde bir kıza tuhaf şeyler hissetmeye başladım.
kaybetme ihtimalimin olmadığı oyunları oynamaktan keyif almadğımı fark ettim.
bariz ak olan şeylere ak diyenlere, "aslında bir de şöyle baksan kara o" demeye başladım.
en keyifli, en mutlu olduğum anlarda dahi hüzünlü bir şeyler bulabilmekten ve bu şeylere kederlenmekten haz aldım.
bir ömür boyu sürecek muhalefete tabii oldum. hiç oy verdiğim parti iktidar olmadı, ama eminim bir sefer böyle bir durum gerçekleşse yine gidip bir muhalefet partisine oy atarım.
ha bir de "afedersiniz rum", "afedersin çok daha çirkin şeyler, ermeni diyen oldu" dendiği zaman bir öğürme gelir oldu.
ben kariyer seçimimi yeniden beşiktaşlı olduğum gün yaptım. önümde koskoca bir ömür var ve bu ömür çok çalışarak, çabalayarak ve zaman zaman bocalayarak geçecek. bu uzun ömürde belki birkaç sefer karşılığını "vermezler" de alabilirim diye.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)

