1 Ocak 2013 Salı

2o13

yirmi bir aralıkta dünyanın sona ermemesinin yaşattığı hayal kırıklığı büyük. bunda, doğal yollardan ölmeyi bekleyecek olsam hayli uzun yaşayacağım gerçeği bir yana, olası bir kıyamet kopmasından ötürü boşuna yapmış olmamak için ertelediğim işlerin etkisi yadsınamaz.

yeni bir yıla girerken -aynı doğum günlerinde olduğu gibi- insanların tükenmek bilmez heyecanını ve atılan havai fişekleri anlayamıyorum.

iki bin yediden bu yana takip ettiğim kadarıyla, bir öncekinden daha iyi olan bir yıl olmadı. iki bin on üçten bunu bekleyenlerin de aklına şaşarım. insanlar hâlâ geçim sıkıntısı çekiyor, sevgililerinden ayrılıyorlar, sınavlarından korkuyorlar ve dünyanın her yerinde açlık ve sefalet hüküm sürmeye devam ediyor. bu yıl da bir öncekinden farklı bir durum yok yani.

mutlu, sağlıklı yıllar dilenmeye devam ediyor; çünkü bütün bir yıl bunun hasretiyle yaşanıyor.

periyodik olarak takvim değiştiriliyor olması, diğer insanlara tüm bir yıl milyon farklı saçmalığa katlanma gücü mü veriyor bilmiyorum, ancak benim bulunduğum noktadan dünyanın günden güne yaşanmaz bir hale geldiği görünüyor.

nazik bir gülümsemeyle, içten bir biçimde iyi dileklerde bulunmak güzel şey; ancak bu sene de bir öncekinde istediğiniz hiçbir şeyi bulamayacaksınız. 

ayrıca ruslar, hac vazifelerini, yılbaşında rasputin'in kavanozda saklanan malafatını tavaf ederek yapıyorlarmış.

23 Aralık 2012 Pazar

sesli söylemediğime pişman olabileceğim şeyler -3-

televizyon, 20. yüzyılın en büyük icatlarındandı. bugün, izleyenlerinin iq'sunu düşüren programlarla dolmasını insanoğlunun yozlaşmadaki kararlılığına borçluyuz.

şimdi aynı akıbete, başta twitter olmak üzere tüm sosyal medya da uğrayacaktır.

19 Aralık 2012 Çarşamba

"...i'm not a loser, i'm a failure..."

artık gelenek halini almış bir huyum vardır. zaman zaman oturur, geçmişte yazdığım ne varsa açar ben yazmamışım gibi okurum. sonra da beğenmediğim ne varsa yok ederim.

geçen yine oturdum bu işlemi yapacaktım ki bir sürprizle karşılaştım. normalde silmiş olmam gereken pek çok şeyi de saklamışım. kapattığım bloglarımda yayınladıklarım, hâlâ açık olanlarda yayınladıklarım, hiçbir yerde yayınlamadıklarım, uyduralı hayli zaman geçmiş bir isimle sağda solda yayınladıklarım, yarım yamalak yazdıklarım... bir sürü şey.

okudukça önce "ben bunları niçin silmek istemişim ki, bunlar gayet iyi görünüyor" izlenimine kapıldım. sonradan ayıldım işin aslı bu değil.

şu hayatta iki şeyi inatla yapmaya devam ediyorum ki bunlardan birincisi oyun oynamak, ikincisi de yazmak. ancak evvel zaman içinde yazdıklarıma baktığımda anlıyorum ki bir arpa boyu bile yol gidememişim.

elli yaşıma gelecek olursam eğer, kendime "ne sikime harcadın lan hayatını?" sorusunu sorma potansiyelim hayli yüksek. yanıtım basit olacak:

ne yapmak istediysem, onu yapmaya harcadım.

16 Aralık 2012 Pazar

sesli söylemediğime pişman olabileceğim şeyler -2-

sinemanın sosyal mesaj vermek ya sosyal farkındalık yaratmak gibi bir misyonu yok. sinemayla meşgul kimi kişiler kendilerinde böyle bir sorumluluk hissedebilir pekâlâ, ancak bu sorumluluk sinemanın sorumluluğu değildir.

hukuksuzluğun, ayrımcılığın yahut savaşın kötü bir şey olduğunun zaten farkında değilseniz; sinemanın sizin için yapabileceği pek bir şey yok demektir.

26 Kasım 2012 Pazartesi