19 Aralık 2014 Cuma

logos spermatikos -24-

"keşke yerine bir dahaki sefere diyin" şeklinde ilk bakışta yararlı gözüken; ancak hayatın neye benzediğine dair bir fikri olan her insanın, ne kadar da anlamsız bir laf olduğunu rahatlıkla kavradığı bir deyiş vardır.

her şey bir yana, "bir dahaki sefer" diye bir şey olduğunu ya da olacağını nereden bilebilirsin? kaçırdığımız fırsatların, birer "kaçan fırsat" olduğuyla ve bir daha geri gelmeyeceğiyle yüzleşmemiz gerek.

kelimelerin bazen ne kadar somut ve ağır olduğunu unutuyoruz bir de mesela.

bazı kelimeler var hiç ağızdan çıkmaması gereken. duymaktansa; bir ağız dolusu küfür işitmeyi, bir araba dayak yemeği tercih edeceğiniz kelimeler.

"kaybederim seni" söz öbeğinin ciddi bir tehdit olduğu yıllar geçirdi bu memleket, bunun ciddiyetini hafifletiyor olmak istemem; ama duyduğunuzda kendinizi kaybetmenize sebep olabilecek kelimeler var.

"artık eskisi gibi hissetmiyorum..." gibi, "onca zaman neredeydin?" gibi, "sen bana iyi gelmiyorsun" gibi.

her birimizin ayrı ayrı yöntemi var gerçeklerle baş etmek için, benimkisi ise kaçmak. ancak bu sefer kaçmak istemiyorum. belki de her gördüğünüzde hiç alakası olmayan şeylerden bahsederken sarf ettiğiniz kelimelerinizle anımsatın ve yüzüme vurun diye şimdi bunları anlatıyorum.

yer yüzünün görüp görebileceği en güzel insanla çok güzel yıllar geçirdim ve bu insan artık benim hayatımda yok.


24 Kasım 2014 Pazartesi

bir kadını öldürdüm

benim gibi her fırsatta geçmişe dönmek gibi beyhude bir çaba içine girenlerdenseniz, bir takım şeyleri fark edecek ve sayısız kere yüreğiniz burkulacaktır.

bir kadını öldürdüğümün farkına işte böyle vardım.

kelimeler, sesli söylenmeye gerek duymaksızın güçlüdürler. ve insan, yalnızca nefes almayı bıraktığında ölmez, kelimeleri olumsuz seçmeye başladığında da ölebilir.

bir kutu var, bakıyorum. binlerce kelime yazılı, bir dolu kağıt... mektuplar, kartpostallar ve dahi ders notları... en olumsuz meseleler bile; her biri neşeli, güneşli bir gün gibi pırıl pırıl kelimelerle yazılmış. yüzüme bir gülümseme yayılıyor.

sonra tarihlere bakıyorum, karnıma ağır bir hiçlik oturuyor. o kelimelerin yerini, başkalarının aldığını fark ediyorum. bunun da tek suçlusu benim.

şimdi ben bir ölüyüm, seçtiğim kelimeler eski kelimeler değil; bir kadını öldürmüş olabilirim, onun da seçtiği kelimeler eski kelimeler değil.

bakıyorum, "ne güzel çocuklardık" diyorum. "hala güzel çocuklarız" diyor.

belki de haklı.

17 Kasım 2014 Pazartesi

logos spermatikos -23-

ne zaman azıcık kabuğumdan çıkayım desem; bir el omzuma dokunuyor, var olmayan bir ses "bu iş yorar seni." diyor. evrenin kum havuzu değil, kolezyum olduğunu hatırlatmak için çok farklı yöntemleri var.

böyle olunca yeniden kabuğuma çekiliyorum.

bırakayım "güzel kadınların, bahtı da güzel olsun."

10 Ekim 2014 Cuma

hiç aklımdan çıkmayan kareler -2-

belki de sahip olduğum ilk anılardan biridir; henüz konuşmayı dahi düzgün sökebildiğimden emin olmadığım bir zamanda, annemin peşinde ev gezmesindeyim. 13-14 yaşlarında olsa gerek, bir de abla var ve mevcut görevi beni eylemek.

hepimize tanıdık gelecek desenli, mobilyaların dibinde, bir halının üzerinde oturmuş iskambil kağıtlarıyla oyun oynuyoruz. ne oynadığımızdan bihaberim tek fonksiyonum kartları elimde açık bir biçimde tutmak. lakin ellerim küçük, kartların sayısı her saniye artıyor. kaçınılmaz son, tüm kartları düşürüveriyorum. önce kızla, sonra annemle göz göze geliyoruz.

"az kağıt verin ona, çok tutamaz o" diyor annem. o saniye ağlamaya başlıyorum. düşürdüğüme ağlıyorum sanıyorlar, lakin konuşabilsem belki derdimi anlatacağım; ama olmuyor. başarısız olmaya o günlerden beri tahammül edebiliyorum.

bir şeyi yapamayacağımın söylenmesine ise bugün dahi tahammülüm yok.


8 Ekim 2014 Çarşamba

hiç aklımdan çıkmayan kareler -1-

ortaokul yıllarımdan biri olacak, evrenosbey'in tek katlı beş derslikli binasının kapısında merdivenlerin tepesinde durmuş bahçeye bakıyorum. neden bilmiyorum bahçe boş, ihtimal ki paydos sonrası bir sebepten okulda kalmışım. bir kış günü belki saat dört suları, havanın kararmasına bir, bilemedin bir buçuk saat var.

ancak hava kararlı, vaktinden önce kararacak. hatırladığım kadarıyla ilk kez, yağmur bulutu nasıl olur, öğrenircesine inceleyip görüyorum. hava, bir daha görmediğim bir tonda gri. bir şeyden eminim, aylardan aralık. okulun bahçesindeki çimenler, nasıl olduğunu bilmiyorum, ama yemyeşil. en müsait anda, inat, yağmur yağmıyor.

sanki bir gün hatırlayayım diye, dakikalarca dikilip okulun bahçesine öylece bakıyorum. konuşacak birine ihtiyacım var.