uzunca bir süre, annemin öldüğü gün intihar edeceğimi düşündüm.
"artık başka türlü bir geleceğin mümkün olduğuna inanıyorum" demeyi isterdim ve belki bu sırrı açık etmeyi düşündüğüm ilk anda bu yazıyı yazsaydım diyebilirdim de... intihardan çok, intihar fikriyle ilgiliyim ve takıntılı olduğum pek çok konudan yalnız bir tanesi nihayetinde.
ancak biliyorsunuz ki hayat kimseye öyle nazik davranmıyor sevgili romalılar.
inanmayacaksınız, ancak hayatımın uzunca bir döneminde iflah olmaz bir iyimserdim. bakmayın şimdi böyle intihara meyilli karamsar bir insan oluşuma.
çaresizlik, karamsarlık ve hıyarlık... bunların hepsi sonradan öğrenilen şeyler.
itiraf etmek gerekirse, en başta kendim olmak üzere herkes için hep en güzel şeyleri diledim ve yine başta kendim olmak üzere kimsenin de başına güzel şeyler gelmedi. tabi vaktiyle kötü şeyler tek benim başıma gelirmiş gibi hissetmekten ötürü de içeride bir şeyler büyümeye başladı. kontrol altına alınması gereken bir takım şeyler...
velhasılıkelam en başta karamsarlık olmak üzere bu bir takım şeyler büyüdükçe büyüdü. varlığını inkar ettikçe, bastırdıkça kontrol altına almak daha da güçleşti.
ne olsa, benden bilinsin. zira yoruldum.
tekrar tekrar geçmişe dönüp, mücrim gibi üzülmekten yoruldum.
darmadağın, ne anlattığımı kendim bile bilmediğim şeyler yazmaktan ve böylesi yazmak ihtiyacından da yoruldum.
30 Mart 2015 Pazartesi
22 Şubat 2015 Pazar
gebe bırakan kelimeler -25-
konuya nasıl gireceğini bilen bir insan olamadım hiç. girizgah, hep vakit kaybı gibi geldi. veda etmeyi becerememekten ötürü de bir türlü konuyu nasıl sonlandıracağımı bilemedim. hep meseleye göbeğinden giriş yaptım, dolayısıyla da bir türlü kendimi anlatmayı beceremedim.
belki de en büyük problemim, unutmuyor olmam.
insanların değişmediğine olan inancım, bir kelime farkla sarsıldı. değişmeyen insan değil, insan doğasıymış. kimsek o'yuz ve kendimize söylediğimiz yalanlar bunu değiştirmiyor.
kendimi kötü hissettiren ne varsa, hiçbirini unutmuyorum. gecenin bir yarısı beni uyanık tutan ne varsa; öfke, pişmanlık ve utanç duyarak hatırlıyorum. bazı günler böyle hisleri kontrol altına almak ya da bu hislerle yaşamak daha zor oluyor. gerçekten de en aklı başında insanı dahi dengesizliğe, kötü geçen tek bir gün itebiliyor... ya da doğum günüm yaklaşıyor diye yine böyle hissetmeye başladım, bilmiyorum.
öte yandan, unutmayınca özlediğin şeyler de oluyor ki az evvel bahsettiklerimden çok farklı hisler uyandırıyor. özlüyorum mesela. özellikle arkadaşlarımı. üniversiteden arkadaşlarımı, lise arkadaşlarımı, ilkokul arkadaşlarımı, çocukluk arkadaşlarımı... çoğunun bundan haberi bile yok.
bir de bir türlü tatmin olmuyorum.
daha fazlasını isteme halinden bahsetmiyorum. bir türlü kendimi memnun edecek bir şeye imza atabilmiş değilim. kendimde saygı uyandırmıyorum.
onca yıl, onca yol gittim. yine de gitmem gereken uzunca bir yol var. öğrenecek daha çok şey var. ancak adım attıkça memnun olmaktan daha da uzaklaşıyorum.
tatmin olmadıkça; iyi bir insan olmakta, her geçen gün daha da güçlük çekiyorum. çocukluk arkadaşım değilseniz, bu söylediğimin ne anlama geldiğini kestiremiyor olabilirsiniz. ama özetle bugün olduğum yarım yamalak insan haline gelmem de öyle kolay olmadı. çocukluğumda "problemli" diye anılmamışsam bunu sessiz bir çocuk olmama borçluyum ve dizginleri bırakırsam en başa dönmekten korkuyorum.
huzur bulmuyorum.
belki de en büyük problemim, unutmuyor olmam.
insanların değişmediğine olan inancım, bir kelime farkla sarsıldı. değişmeyen insan değil, insan doğasıymış. kimsek o'yuz ve kendimize söylediğimiz yalanlar bunu değiştirmiyor.
kendimi kötü hissettiren ne varsa, hiçbirini unutmuyorum. gecenin bir yarısı beni uyanık tutan ne varsa; öfke, pişmanlık ve utanç duyarak hatırlıyorum. bazı günler böyle hisleri kontrol altına almak ya da bu hislerle yaşamak daha zor oluyor. gerçekten de en aklı başında insanı dahi dengesizliğe, kötü geçen tek bir gün itebiliyor... ya da doğum günüm yaklaşıyor diye yine böyle hissetmeye başladım, bilmiyorum.
öte yandan, unutmayınca özlediğin şeyler de oluyor ki az evvel bahsettiklerimden çok farklı hisler uyandırıyor. özlüyorum mesela. özellikle arkadaşlarımı. üniversiteden arkadaşlarımı, lise arkadaşlarımı, ilkokul arkadaşlarımı, çocukluk arkadaşlarımı... çoğunun bundan haberi bile yok.
bir de bir türlü tatmin olmuyorum.
daha fazlasını isteme halinden bahsetmiyorum. bir türlü kendimi memnun edecek bir şeye imza atabilmiş değilim. kendimde saygı uyandırmıyorum.
onca yıl, onca yol gittim. yine de gitmem gereken uzunca bir yol var. öğrenecek daha çok şey var. ancak adım attıkça memnun olmaktan daha da uzaklaşıyorum.
tatmin olmadıkça; iyi bir insan olmakta, her geçen gün daha da güçlük çekiyorum. çocukluk arkadaşım değilseniz, bu söylediğimin ne anlama geldiğini kestiremiyor olabilirsiniz. ama özetle bugün olduğum yarım yamalak insan haline gelmem de öyle kolay olmadı. çocukluğumda "problemli" diye anılmamışsam bunu sessiz bir çocuk olmama borçluyum ve dizginleri bırakırsam en başa dönmekten korkuyorum.
huzur bulmuyorum.
19 Aralık 2014 Cuma
logos spermatikos -24-
"keşke yerine bir dahaki sefere diyin" şeklinde ilk bakışta yararlı gözüken; ancak hayatın neye benzediğine dair bir fikri olan her insanın, ne kadar da anlamsız bir laf olduğunu rahatlıkla kavradığı bir deyiş vardır.
her şey bir yana, "bir dahaki sefer" diye bir şey olduğunu ya da olacağını nereden bilebilirsin? kaçırdığımız fırsatların, birer "kaçan fırsat" olduğuyla ve bir daha geri gelmeyeceğiyle yüzleşmemiz gerek.
kelimelerin bazen ne kadar somut ve ağır olduğunu unutuyoruz bir de mesela.
bazı kelimeler var hiç ağızdan çıkmaması gereken. duymaktansa; bir ağız dolusu küfür işitmeyi, bir araba dayak yemeği tercih edeceğiniz kelimeler.
"kaybederim seni" söz öbeğinin ciddi bir tehdit olduğu yıllar geçirdi bu memleket, bunun ciddiyetini hafifletiyor olmak istemem; ama duyduğunuzda kendinizi kaybetmenize sebep olabilecek kelimeler var.
"artık eskisi gibi hissetmiyorum..." gibi, "onca zaman neredeydin?" gibi, "sen bana iyi gelmiyorsun" gibi.
her birimizin ayrı ayrı yöntemi var gerçeklerle baş etmek için, benimkisi ise kaçmak. ancak bu sefer kaçmak istemiyorum. belki de her gördüğünüzde hiç alakası olmayan şeylerden bahsederken sarf ettiğiniz kelimelerinizle anımsatın ve yüzüme vurun diye şimdi bunları anlatıyorum.
yer yüzünün görüp görebileceği en güzel insanla çok güzel yıllar geçirdim ve bu insan artık benim hayatımda yok.
her şey bir yana, "bir dahaki sefer" diye bir şey olduğunu ya da olacağını nereden bilebilirsin? kaçırdığımız fırsatların, birer "kaçan fırsat" olduğuyla ve bir daha geri gelmeyeceğiyle yüzleşmemiz gerek.
kelimelerin bazen ne kadar somut ve ağır olduğunu unutuyoruz bir de mesela.
bazı kelimeler var hiç ağızdan çıkmaması gereken. duymaktansa; bir ağız dolusu küfür işitmeyi, bir araba dayak yemeği tercih edeceğiniz kelimeler.
"kaybederim seni" söz öbeğinin ciddi bir tehdit olduğu yıllar geçirdi bu memleket, bunun ciddiyetini hafifletiyor olmak istemem; ama duyduğunuzda kendinizi kaybetmenize sebep olabilecek kelimeler var.
"artık eskisi gibi hissetmiyorum..." gibi, "onca zaman neredeydin?" gibi, "sen bana iyi gelmiyorsun" gibi.
her birimizin ayrı ayrı yöntemi var gerçeklerle baş etmek için, benimkisi ise kaçmak. ancak bu sefer kaçmak istemiyorum. belki de her gördüğünüzde hiç alakası olmayan şeylerden bahsederken sarf ettiğiniz kelimelerinizle anımsatın ve yüzüme vurun diye şimdi bunları anlatıyorum.
yer yüzünün görüp görebileceği en güzel insanla çok güzel yıllar geçirdim ve bu insan artık benim hayatımda yok.
24 Kasım 2014 Pazartesi
bir kadını öldürdüm
benim gibi her fırsatta geçmişe dönmek gibi beyhude bir çaba içine girenlerdenseniz, bir takım şeyleri fark edecek ve sayısız kere yüreğiniz burkulacaktır.
bir kadını öldürdüğümün farkına işte böyle vardım.
kelimeler, sesli söylenmeye gerek duymaksızın güçlüdürler. ve insan, yalnızca nefes almayı bıraktığında ölmez, kelimeleri olumsuz seçmeye başladığında da ölebilir.
bir kutu var, bakıyorum. binlerce kelime yazılı, bir dolu kağıt... mektuplar, kartpostallar ve dahi ders notları... en olumsuz meseleler bile; her biri neşeli, güneşli bir gün gibi pırıl pırıl kelimelerle yazılmış. yüzüme bir gülümseme yayılıyor.
sonra tarihlere bakıyorum, karnıma ağır bir hiçlik oturuyor. o kelimelerin yerini, başkalarının aldığını fark ediyorum. bunun da tek suçlusu benim.
şimdi ben bir ölüyüm, seçtiğim kelimeler eski kelimeler değil; bir kadını öldürmüş olabilirim, onun da seçtiği kelimeler eski kelimeler değil.
bakıyorum, "ne güzel çocuklardık" diyorum. "hala güzel çocuklarız" diyor.
belki de haklı.
bir kadını öldürdüğümün farkına işte böyle vardım.
kelimeler, sesli söylenmeye gerek duymaksızın güçlüdürler. ve insan, yalnızca nefes almayı bıraktığında ölmez, kelimeleri olumsuz seçmeye başladığında da ölebilir.
bir kutu var, bakıyorum. binlerce kelime yazılı, bir dolu kağıt... mektuplar, kartpostallar ve dahi ders notları... en olumsuz meseleler bile; her biri neşeli, güneşli bir gün gibi pırıl pırıl kelimelerle yazılmış. yüzüme bir gülümseme yayılıyor.
sonra tarihlere bakıyorum, karnıma ağır bir hiçlik oturuyor. o kelimelerin yerini, başkalarının aldığını fark ediyorum. bunun da tek suçlusu benim.
şimdi ben bir ölüyüm, seçtiğim kelimeler eski kelimeler değil; bir kadını öldürmüş olabilirim, onun da seçtiği kelimeler eski kelimeler değil.
bakıyorum, "ne güzel çocuklardık" diyorum. "hala güzel çocuklarız" diyor.
belki de haklı.
17 Kasım 2014 Pazartesi
logos spermatikos -23-
ne zaman azıcık kabuğumdan çıkayım desem; bir el omzuma dokunuyor, var olmayan bir ses "bu iş yorar seni." diyor. evrenin kum havuzu değil, kolezyum olduğunu hatırlatmak için çok farklı yöntemleri var.
böyle olunca yeniden kabuğuma çekiliyorum.
bırakayım "güzel kadınların, bahtı da güzel olsun."
böyle olunca yeniden kabuğuma çekiliyorum.
bırakayım "güzel kadınların, bahtı da güzel olsun."
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)