anlamıyorum. ne denir size, ne anlatılır bilmiyorum.
kabul, hiç becerikli olamadım meramımı anlatmakta. yine de anlamıyorum neden böyle acımasızca anlatmak zorundasınız, bir yere sahip olamadığımı böyle şekillenmiş bu dünyada.
4 Aralık 2010 Cumartesi
logos spermaticos -4-
19 Kasım 2010 Cuma
logos spermaticos -3-
herkes bir şeyler bulup dolduruyor içindeki boşluğu...
kimisi seyahat ediyor, kimisi tutkuyla bağlanıyor işine, kimisi seviyor, kimisi içiyor ve kimisi de vesaire...
ben doldurmuyorum. içimdeki boşluk, bir zamanlar orada olan artık orada olmadığı için var. ama ne olsa, o boşluk hâlâ orada olmayana ait...
kimisi seyahat ediyor, kimisi tutkuyla bağlanıyor işine, kimisi seviyor, kimisi içiyor ve kimisi de vesaire...
ben doldurmuyorum. içimdeki boşluk, bir zamanlar orada olan artık orada olmadığı için var. ama ne olsa, o boşluk hâlâ orada olmayana ait...
11 Kasım 2010 Perşembe
logos spermaticos -2-
dünyada söylenip söylenebilecek en büyük yalan yarışması yapılacak olsa, ben bu yarışmaya "hayatta herkes hak ettiğini alır." yalanıyla katılırdım. mümkündür ki bu yalanla da rakiplerime, toplanacak naldan başka bir ödül kalmazdı.
insanların hak ettiklerini aldıklarına inanmıyorum. en azından ben hak ettiğimi almadım. yani, elbette ki bazı zamanlar hak ettiğini de alır insan; fakat bu herkes hak ettiğini alacak anlamına gelmez.
bir yandan da idealist romantikler var ki onlara bayılıyorum... diyorlar ki "dünya adil bir yer olsaydı...". adil bir dünyada herkes hak ettiğini alır, hiç kimse mutsuz olmaz, acılarımız ve yaralarımız olmaz ve kızlar da pembe sıçarlardı. ancak adil bir dünyada yaşamıyoruz.
her neyse... ne diyordum?
bu hayatta herkes hak ettiğini almıyor. ben buna inanıyorum.
benim gibi düşünüyorsan, bir bak hayatına ve gör nedir hak etmediğin...
benim gibi düşünmüyorsan da tekrar bak, bu mudur bu dünyada senin hak ettiğin?
kaba olmak, açık saçık konuşmak istemiyorum, ama tatmin olma eşiğini sikeyim...
insanların hak ettiklerini aldıklarına inanmıyorum. en azından ben hak ettiğimi almadım. yani, elbette ki bazı zamanlar hak ettiğini de alır insan; fakat bu herkes hak ettiğini alacak anlamına gelmez.
bir yandan da idealist romantikler var ki onlara bayılıyorum... diyorlar ki "dünya adil bir yer olsaydı...". adil bir dünyada herkes hak ettiğini alır, hiç kimse mutsuz olmaz, acılarımız ve yaralarımız olmaz ve kızlar da pembe sıçarlardı. ancak adil bir dünyada yaşamıyoruz.
her neyse... ne diyordum?
bu hayatta herkes hak ettiğini almıyor. ben buna inanıyorum.
benim gibi düşünüyorsan, bir bak hayatına ve gör nedir hak etmediğin...
benim gibi düşünmüyorsan da tekrar bak, bu mudur bu dünyada senin hak ettiğin?
kaba olmak, açık saçık konuşmak istemiyorum, ama tatmin olma eşiğini sikeyim...
29 Ekim 2010 Cuma
tavan arasında sakladığım flamethrowerımı buldum
hehehe çocuklar gibi şenim. hem de elinde flamethrowerı olan çocuklar gibi şenim.
hep tetikteyim birileri "birader ateşin var mı?" diye sorar ya da güzel bir bayan ağzında sigarası henüz çakmağını bulamamışken ben tetiğe asılırım diye.
yeter bu kadar metafor.
şu güne kadar bir şeylere, şu veya bu şekilde, vâkıf oldum. bir çoğu da tesadüf değil. söyledikleriniz, yaptıklarınız, söyleyip de yaptıklarınız, söyleyip de yapmadıklarınız, söylemeyip de yaptıklarınız... hepsi fikir verir karşınızdakine. karşınızdaki de biraz dikkat ediyorsa tüm bunlara, hakkınızda pek çok şey öğrenebilir.
birileri hakkında bir şeyler öğrenmek, hayatın devamını değiştirecek bir şey mi? hayır, değil. hatta hayat, sizin kim olduğunuzu zerre umursamaz. sizin hakkınızda bir şeyler bilen adam için de hiçbir şey değişmez.
peki nedir mesele?
birisinin ruh halini sikip atabilecek bir meseleyi bilmek. bundan ne kazanç edebilirsiniz? hiçbir şey.
en sevdiği oyuncağını "acaba n'olur lan?" fikriyle kıran çocuklar gibi... o çocuk o oyuncağı kırar. en sevdiği oyuncağını kaybetmiş olur, ama yine de kırar.
hep tetikteyim birileri "birader ateşin var mı?" diye sorar ya da güzel bir bayan ağzında sigarası henüz çakmağını bulamamışken ben tetiğe asılırım diye.
yeter bu kadar metafor.
şu güne kadar bir şeylere, şu veya bu şekilde, vâkıf oldum. bir çoğu da tesadüf değil. söyledikleriniz, yaptıklarınız, söyleyip de yaptıklarınız, söyleyip de yapmadıklarınız, söylemeyip de yaptıklarınız... hepsi fikir verir karşınızdakine. karşınızdaki de biraz dikkat ediyorsa tüm bunlara, hakkınızda pek çok şey öğrenebilir.
birileri hakkında bir şeyler öğrenmek, hayatın devamını değiştirecek bir şey mi? hayır, değil. hatta hayat, sizin kim olduğunuzu zerre umursamaz. sizin hakkınızda bir şeyler bilen adam için de hiçbir şey değişmez.
peki nedir mesele?
birisinin ruh halini sikip atabilecek bir meseleyi bilmek. bundan ne kazanç edebilirsiniz? hiçbir şey.
en sevdiği oyuncağını "acaba n'olur lan?" fikriyle kıran çocuklar gibi... o çocuk o oyuncağı kırar. en sevdiği oyuncağını kaybetmiş olur, ama yine de kırar.
14 Ekim 2010 Perşembe
kırıldı bir bir hayallerim...
"tanrıyı güldürmek istiyorsanız, ona planlarınızdan bahsedin."
istedim, yine de olmadı. iyi bir planım vardı, hevesliydim ve sabırsızlanıyordum. yaşadığım şehirden, okuduğum okuldan kısacası bugün yaşadığım hayata dair her şeyden sıkılmıştım ve gidiyordum. "gidiyorum." sanıyordum. ancak benim planımdan da hevesimden de fazlası gerekti ve bu yüzden de buradayım ve mutsuzum. en azından bir süre daha...
"mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir."
elimden geldiğince, anlık heyecanlarla bir işe başlamaktan ya da başlayacağımı söylemekten kaçındım. insan karşısındakini de kendisi gibi bilirmiş, derler. belki bundan ötürü, bir insandan bir şey duyuyorsam bunu yürekten söylediğine inandım ve yarı yolda kaldım.
aynı şeylerin heyecanlandırdığı iki insan bulmak zor. kimse yeteri kadar umursamıyor artık. sözler hâlâ ucuz ve çok konuşup hiçbir şey yapmayan insanlar arasında, çok konuşup hiçbir şeyi yapmayı beceremeyen bir adam olmak da çok kolay.
okul, iş bulmak için okunuyor; çalışmak, para kazanmak için; seks ise sadece orgazm olmak için yapılıyor.
istedim, yine de olmadı. iyi bir planım vardı, hevesliydim ve sabırsızlanıyordum. yaşadığım şehirden, okuduğum okuldan kısacası bugün yaşadığım hayata dair her şeyden sıkılmıştım ve gidiyordum. "gidiyorum." sanıyordum. ancak benim planımdan da hevesimden de fazlası gerekti ve bu yüzden de buradayım ve mutsuzum. en azından bir süre daha...
"mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir."
elimden geldiğince, anlık heyecanlarla bir işe başlamaktan ya da başlayacağımı söylemekten kaçındım. insan karşısındakini de kendisi gibi bilirmiş, derler. belki bundan ötürü, bir insandan bir şey duyuyorsam bunu yürekten söylediğine inandım ve yarı yolda kaldım.
aynı şeylerin heyecanlandırdığı iki insan bulmak zor. kimse yeteri kadar umursamıyor artık. sözler hâlâ ucuz ve çok konuşup hiçbir şey yapmayan insanlar arasında, çok konuşup hiçbir şeyi yapmayı beceremeyen bir adam olmak da çok kolay.
okul, iş bulmak için okunuyor; çalışmak, para kazanmak için; seks ise sadece orgazm olmak için yapılıyor.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)