belki hiç dönmem diye gittiğim eskişehir'den bilet bulamamaktan ötürü erken döndüğüm şu günlerde, küfür etmek için pek çok sebebim var. beraber zaman geçirerek mutlu olduğum bir sürü insan orada, ben buradayım.
hayatımda bu denli uzun süredir beklediğim tek bir şey var o da -yaşımın bir getirisi aslında- diablo III. sağolsun blizzard'taki taşşakları yedi kilo çeken abilerimiz beta testi için davetiye yollarken beni es geçtikleri gibi, oyunun çıkış tarihinin de ertelendiğini açıkladılar.
ayrıca da parasızlığım haddini aşmak üzere. aldığım nefesi verirken bile iki sefer düşünüyorum.
ayrıca incir reçeli diye film yapmışlar. ne güzel film olmuş o öyle. ama hiv pozitif olan bir abla otobüs duraklarını yalamamalı mesela ya da o kadar çok içmemeli. tamam, tedaviyi reddetmesini anlarım da insanda da azıcık memnuniyet olur. ayrıca eklemeden geçemeyeceğim, hiv pozitif olan hatun değil de adam olsaydı böyle bir film olmazdı. hatun arkasını döner çeker giderdi.
söyleyeceklerim bu kadar değil,
fakat şimdilik -yüksek müsadelerinizle-
bu kadarmış gibi davranacağım.
25 Eylül 2011 Pazar
7 Eylül 2011 Çarşamba
bulaşık
aynı tabakları ve bardakları kullanamayacak durumdayım. lavabo dolmuş taşmış, tezgahtan bulaşık deterjanını alsam yerine tekrar koyamam. yine de bulaşıkları yıkamak istemiyorum.
bulaşık yıkamak zaten zor iş, bir de mızmızlandıkça daha da büyüyor gözümde. "bulaşıktan da metafor olur mu?" demeyin. oluyor işte azizim.
bulaşık yıkamak zaten zor iş, bir de mızmızlandıkça daha da büyüyor gözümde. "bulaşıktan da metafor olur mu?" demeyin. oluyor işte azizim.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
radyo
oturmuşum, parazitlerden ötürü doğru dürüst duyamadığım bir radyo spikerinin hiç anlamadığım bir dilde okuduğu şiirleri dinliyorum.
26 Temmuz 2011 Salı
mozart requiem
elden hiçbir şey gelmemesi ne kadar sinir bozucuysa, söyleyecek bir şey bulamamak da öylesine sinir bozucu. bir de bu hayatta kendi kendine söylerken bile kulağa garip gelen sözler var.
25 Temmuz 2011 Pazartesi
logos spermaticos -7-
onca zaman duyulan öfke, bir gecede yok oluyor ve ardından durulan denizde yüzen bir tekne bile yok. bir şeyler yapmak için fazla öfkeli olduğun onca zaman önüne çıkan fırsatlar, bir işe koyulabileceğin anda ortaya çıkmıyorlar. bunu gülemeyecek kadar komik buluyorum.
ben vaktiyle çok kötü şiirler yazdım. ama çok kötü şeylerdi onlar. aynen böyle, iki sefer üst üste "şiir" diyemeyeceğim şeylerdi. birisi görse eğer, derdimi anlatamayacağım çirkinlikte şeyler, hasiktir.
sonra dedim ki hiç karıştırmayayım cümlenin ögelerinin yerlerini. kurallı ve yan yana yazılmış cümlelerle anlatayım, ne anlatmak istiyorsam. bir evvelki rezilliğe kıyasla daha okunur şeyler çıktı ortaya. bir umut, sevdiğim başka bir şeyle kıyaslayayım dedim. onu da çok uzun yapmadım. ilkin, başka bir şeylerle kıyasladığımda okunur görünen şeye, başka bir şeyle karşılaştırdığımda, ben dahi katlanamıyordum. işte "yazar" kelimesini; ancak "yazmak" eylemini geniş zamana göre çekerek kullanabileceğimi ve asla bir mesleki ünvan olarak kullanamayacağımı anladım.
bu bahsettiklerimin olduğu tarihleri doğrusal bir zaman çizgisinin üzerine yerleştiremem. ben edebiyatta, sinemada, felsefede, sosyolojide, psikolojide ve dahi insanlıkta boyumun ölçüsünü bundan çok uzun zaman evvel aldım. işte ben o zamanlardan bu zamanlara, araya yerleştirilmiş kısacık bir zaman diliminde "benden bir bok olmayacağı" hükmüne vardım.
o gün -hangi gündür bilinmez- bugündür, fikrim değişmedi. değişmez...
ben vaktiyle çok kötü şiirler yazdım. ama çok kötü şeylerdi onlar. aynen böyle, iki sefer üst üste "şiir" diyemeyeceğim şeylerdi. birisi görse eğer, derdimi anlatamayacağım çirkinlikte şeyler, hasiktir.
sonra dedim ki hiç karıştırmayayım cümlenin ögelerinin yerlerini. kurallı ve yan yana yazılmış cümlelerle anlatayım, ne anlatmak istiyorsam. bir evvelki rezilliğe kıyasla daha okunur şeyler çıktı ortaya. bir umut, sevdiğim başka bir şeyle kıyaslayayım dedim. onu da çok uzun yapmadım. ilkin, başka bir şeylerle kıyasladığımda okunur görünen şeye, başka bir şeyle karşılaştırdığımda, ben dahi katlanamıyordum. işte "yazar" kelimesini; ancak "yazmak" eylemini geniş zamana göre çekerek kullanabileceğimi ve asla bir mesleki ünvan olarak kullanamayacağımı anladım.
bu bahsettiklerimin olduğu tarihleri doğrusal bir zaman çizgisinin üzerine yerleştiremem. ben edebiyatta, sinemada, felsefede, sosyolojide, psikolojide ve dahi insanlıkta boyumun ölçüsünü bundan çok uzun zaman evvel aldım. işte ben o zamanlardan bu zamanlara, araya yerleştirilmiş kısacık bir zaman diliminde "benden bir bok olmayacağı" hükmüne vardım.
o gün -hangi gündür bilinmez- bugündür, fikrim değişmedi. değişmez...
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)