22 Haziran 2012 Cuma

umut

her şey olabileceğinin en kötü şekliyle bitmiş, "madde mi ağır mânâ mı?" diye en bir felsefi çözümlemelere girilmiş, en nihai noktaya gelinmiş ve en kati çözüm  gözden geçirilirken; insanın içinde beliren bir umut ışığı oluyor ya hani... sonra içinde o ışığa yürüme isteğiyle doluyor insan da inatla devam ediyor...

işte ben o içimdeki umut ışığını vaktiyle sikmedim, hep ondan böyle oluyor...

17 Haziran 2012 Pazar

logos spermaticos -13-

yararlı işler yapmak konusundaki çabalarım nihayete erdiğine göre, fildişi kuleme çekilmekte bir sakınca görmüyorum.

abiler demişler ki: "life is a game, so you'd better learn how to play it".

şimdi bir konuyu açıklığa kavuşturayım. hayat hakikaten bir oyun olsaydı adil olmayan, sürekli aleyhe işleyen, sinir bozucu ve sıkıcı bir oyun olurdu.

kuralları nedir? kim koymuştur? kim uygular? oyuncuları kimdir? hiçbiri belli değil.

sen de kalkmışsın diyorsun "nasıl oynandığını öğren..."...  e ebenin amı! bu oyunsa, ben oynamıyorum, oynamayacağım. oynayın aranızda, bana yer yok diye de üzülmüyorum.

bak henüz "kazanmak"tan bahsetmiyorum bile. o konseptle işim epey zaman evvel bitti zaten.

babalar günüymüş ya la bugün?

babalar günüymüş bugün, muhtemelen babamın haberi yok. benim de uyandırmaya hiç niyetim yok zaten.

yalnız içten içe tırsıyorum haberimin olmadığı bir çocuk arayacak da babalar günümü kutlayacak diye. pek ihtimal vermiyorum tabi, ama olur mu olur. bir kulağımın arkası kaldı zira...

ayrıca ihtiyaç halinde, fırsat ve imkan bulunuyorsa vazektomi yerinde bir karar.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

le mythe de sisyphe

"gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar." demiş camus.


bir insanın kendisini öldürmesinden daha şairane bir hikaye de yoktur şu evren üzerinde; ancak cennet ve cehennemin varlığını umut eden bir insan olarak, intihar eden insan için bunlardan her ikisinin de olmadığına inanmak da istem dışı ulaştığım bir sonuç.


intihar eden kişinin motivi, yaşadığı hayatta çektiği ızdırabın daha beterini yaşayamayacağına olan inancıdır. sonsuz alevlerde yanmayı, yaşadığı hayata tercih eden bir insana verilecek ebedi cehennem ızdırabı başlı başına cehennem konseptine ters düşer. gönüllü olarak cehenneme gitmeyi seçen bir insana ne gibi bir ızdırap yaşatabilirsiniz?


diğer yandan cennet düşünüldüğünde, intihar eden insanın yağmurdan kaçarken doluya tutulmasından ibarettir. yaşadığı süre içinde öföri yüzünden bilinç yoksunluğuyla boğuşmuş bir insana ebedi bir öföri bahşetmek de pek bir şey ifade etmiyor.


intihar eden insana uygun tek bir yer var, araf... ne ebedi ızdırap, ne ebedi öföri; hiçbir şey hissedilmeyen, hiç kimsenin olmadığı, hiçbir şeyin eyleme dökülmediği, hiçbir şeyin değişmediği bir yer... ne sevilecek, ne de nefret edilecek hiçbir insanın bulunmadığı bir yer...


bu dünyada kendine yer bulamamış her insanın öldüğünde gitmek isteyecekleri yer.

16 Nisan 2012 Pazartesi

sosyal becerilerimin yeterli olduğu izlenimini ne zaman vermeye başladım?

şu gün, şu saatlerde cevabını merak ettiğim soru bu.

oldum olası sosyal ilişkilerimde başarılı değilim. insan ilişkilerimde acemi, gönülsüz ve bir o kadar beceriksizim. arkadaşlarımın sayısı bir elin parmağını belki geçer, bana kalsa da geçmez.

insanların "eğlence" nâmına yaptıkları hareketleri mânasız bulmaya başladığımdan beri de kendi eğlence anlayışımı geliştirdim; bu sebepten ötürü, eğlenmeyi bilmediğimi söyleyene de "hassiktir" diyemem.

yeni müzik türleri, şarkılar nasıl keşfedilir? etrafımdaki hangi insan, hangi filmi beğenebilir? ya da diyelim ki "bu akşam nereye gidilir?"... bunlar cevabını vermekte güçlük çektiğim sorular.

hepsi bir yana, karşılıklı bir konuşmada tuhaf iletişim kopuklukları yaratmayacak tepkiler vermekte dahi başarılı değilim. bir sohbetin nerede sona ereceğini tayin etmekte ya da nasıl bitirileceğini kestirmekte başarılı değilim.

ama...

bir "ama"nın ardından olumlu bir şeyler gelmeliydi değil mi? yok öyle bir şey.

siz de buralarda çok durmayın.