anka kuşu efsanesinin varoluş sebebi, ihtimaldir ki insanın küllerinden doğacağına olan inancını perçinlemektir.
insan yaşadıkça başına kötü şeyler gelir ve her seferinde devam edecek gücü küllerinden doğacağı inancında bulur.
hikaye güzel hikaye; ancak ben, küllerinden yeniden doğan bir canlının varlığına inanabilecek kadar saf değilim.
18 Kasım 2012 Pazar
17 Kasım 2012 Cumartesi
logos spermaticos -18-
uzun süredir geldiğim yer dışında bir yeri evim olarak benimseyemedim ve şimdi geldiğim yer, artık evim değil.
parçası olmakta güçlük çektiğim bir yaşamın ardından, geldiğim yere dönmek ve orayı yeniden evim yapmak hevesindeyim.
ancak, sanıyorum ki bu artık mümkün değil.
parçası olmakta güçlük çektiğim bir yaşamın ardından, geldiğim yere dönmek ve orayı yeniden evim yapmak hevesindeyim.
ancak, sanıyorum ki bu artık mümkün değil.
15 Kasım 2012 Perşembe
(yapma fırsatımın olmayacağı) mezuniyet konuşmamın metni
Galatasaray'a gelirken bir takım hayalim vardı.
Artık yok.
Teşekkür ederim.
Artık yok.
Teşekkür ederim.
5 Kasım 2012 Pazartesi
logos spermaticos -17-
günler geçiyor, benim frekansım zamanınkiyle tutmuyor.
çok yorgunum. salt fiziksel yorgunluk değil bu, zihinsel olarak da yorgunum. yirmi iki yaşımda adamım, 55 yaşımdaymışım gibi yorgunum.
"bu yaşlarda oluyor öyle" diyenler oluyor, sözel yollardan küfretmesem de bakışlarımdan anlıyorlar siktir çektiğimi de konu uzamıyor.
tüm hevesim kırıldı, özgüvenim sarsıldı, insanlarla iletişim kurma yeteneğim sıfırdan sıfırın altnıa düştü. insanlardan korkmaya başladım, konuşurken daha sık kekeliyorum, cümlelerimin bir kısmını içimden söylüyorum, kimsenin anlam veremediği şeyleri daha sık söyler oldum, anlaşılmayan şeyleri açıklamaya üşeniyorum. tek başıma olmayı daha çok tercih eder oldum, okula giderken birisine rastlayacağım da beraber yürüyeceğiz diye ödüm kopuyor.
kilo aldım, yastığımda daha çok dökülmüş saç buluyorum, kambur duruyorum, yürürken/ motordayken/ otobüsteyken sürekli yere bakıyorum. bir iş yapmak bir yana, a noktasından b noktasına gidecek enerjiyi bulamıyorum. daha çok uyumak istiyorum.
büyüdüğüm yere dönesim, minimum insan etkileşimiyle yaşayıp gidesim var.
çok yorgunum. salt fiziksel yorgunluk değil bu, zihinsel olarak da yorgunum. yirmi iki yaşımda adamım, 55 yaşımdaymışım gibi yorgunum.
"bu yaşlarda oluyor öyle" diyenler oluyor, sözel yollardan küfretmesem de bakışlarımdan anlıyorlar siktir çektiğimi de konu uzamıyor.
tüm hevesim kırıldı, özgüvenim sarsıldı, insanlarla iletişim kurma yeteneğim sıfırdan sıfırın altnıa düştü. insanlardan korkmaya başladım, konuşurken daha sık kekeliyorum, cümlelerimin bir kısmını içimden söylüyorum, kimsenin anlam veremediği şeyleri daha sık söyler oldum, anlaşılmayan şeyleri açıklamaya üşeniyorum. tek başıma olmayı daha çok tercih eder oldum, okula giderken birisine rastlayacağım da beraber yürüyeceğiz diye ödüm kopuyor.
kilo aldım, yastığımda daha çok dökülmüş saç buluyorum, kambur duruyorum, yürürken/ motordayken/ otobüsteyken sürekli yere bakıyorum. bir iş yapmak bir yana, a noktasından b noktasına gidecek enerjiyi bulamıyorum. daha çok uyumak istiyorum.
büyüdüğüm yere dönesim, minimum insan etkileşimiyle yaşayıp gidesim var.
18 Ekim 2012 Perşembe
logos spermaticos -16-
eşek kadar adam oldum, çocukluğumdaki gibi oturup ağlayasımın geldiği günler oluyor.
kendim için, zaman zaman kapıldığım geçici ruh halleri dışında zaten umudum yoktu; ancak nasıl oldu da böyle açmazlar içinde bulduk kendimizi, bazen merak ediyorum.
zihnimi toparlayabildiğim günlerde -ki ilkokul yıllarımdan birine denk gelir- fark etmiştim ki etrafımdaki her insan, muazzam birer insandı. kendimi aşağı hissettiğimden değil, bu insanların gerçekten harika olduğuna inandığımdan...
ne kadar küçük olduğumuzu anlamak için, her zaman öylesi yükseklere çıkmanıza gerek yok.
sevdiğim, sevmediğim, tanıdığım, beni tanımayan her bir insan... öyle ya da böyle muhakkak bir konuda öylesine harikaydılar ki zaman zaman onlara karşı duyduğum hayranlık, kendim için dahi umuda kapılmama neden oluyordu.
hayatımın her döneminde, bir şekilde yolumun kesiştiği, her bir insan, -belki ben hariç- hiçbir istisna olmaksızın...
peki sonra ne oldu? bir şekilde, bizi harika yapan her şey törpülendi ve normalleştik. bu mükemmel insanların bir çoğuyla yollarımız ayrıldı, bir kısmıysa hâlâ etrafımda.
herkesin malumu olan konular bir yana, ben ise yirmi iki yaşımda, yani herkesin anlamını çözeli hayli yıl olduğu yaşta, üniversitedeki bir ihtimal son yılımda, ne konuşulduğunu anlamadığım bir derste bunları yazıyorum.
öylesine harika çocuklardık... nasıl oldu da yaşlandıkça ufaldık?
kendim için, zaman zaman kapıldığım geçici ruh halleri dışında zaten umudum yoktu; ancak nasıl oldu da böyle açmazlar içinde bulduk kendimizi, bazen merak ediyorum.
zihnimi toparlayabildiğim günlerde -ki ilkokul yıllarımdan birine denk gelir- fark etmiştim ki etrafımdaki her insan, muazzam birer insandı. kendimi aşağı hissettiğimden değil, bu insanların gerçekten harika olduğuna inandığımdan...
ne kadar küçük olduğumuzu anlamak için, her zaman öylesi yükseklere çıkmanıza gerek yok.
sevdiğim, sevmediğim, tanıdığım, beni tanımayan her bir insan... öyle ya da böyle muhakkak bir konuda öylesine harikaydılar ki zaman zaman onlara karşı duyduğum hayranlık, kendim için dahi umuda kapılmama neden oluyordu.
hayatımın her döneminde, bir şekilde yolumun kesiştiği, her bir insan, -belki ben hariç- hiçbir istisna olmaksızın...
peki sonra ne oldu? bir şekilde, bizi harika yapan her şey törpülendi ve normalleştik. bu mükemmel insanların bir çoğuyla yollarımız ayrıldı, bir kısmıysa hâlâ etrafımda.
herkesin malumu olan konular bir yana, ben ise yirmi iki yaşımda, yani herkesin anlamını çözeli hayli yıl olduğu yaşta, üniversitedeki bir ihtimal son yılımda, ne konuşulduğunu anlamadığım bir derste bunları yazıyorum.
öylesine harika çocuklardık... nasıl oldu da yaşlandıkça ufaldık?
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)