16 Nisan 2012 Pazartesi

sosyal becerilerimin yeterli olduğu izlenimini ne zaman vermeye başladım?

şu gün, şu saatlerde cevabını merak ettiğim soru bu.

oldum olası sosyal ilişkilerimde başarılı değilim. insan ilişkilerimde acemi, gönülsüz ve bir o kadar beceriksizim. arkadaşlarımın sayısı bir elin parmağını belki geçer, bana kalsa da geçmez.

insanların "eğlence" nâmına yaptıkları hareketleri mânasız bulmaya başladığımdan beri de kendi eğlence anlayışımı geliştirdim; bu sebepten ötürü, eğlenmeyi bilmediğimi söyleyene de "hassiktir" diyemem.

yeni müzik türleri, şarkılar nasıl keşfedilir? etrafımdaki hangi insan, hangi filmi beğenebilir? ya da diyelim ki "bu akşam nereye gidilir?"... bunlar cevabını vermekte güçlük çektiğim sorular.

hepsi bir yana, karşılıklı bir konuşmada tuhaf iletişim kopuklukları yaratmayacak tepkiler vermekte dahi başarılı değilim. bir sohbetin nerede sona ereceğini tayin etmekte ya da nasıl bitirileceğini kestirmekte başarılı değilim.

ama...

bir "ama"nın ardından olumlu bir şeyler gelmeliydi değil mi? yok öyle bir şey.

siz de buralarda çok durmayın.

25 Mart 2012 Pazar

Orhun İçin Diablo 3 Bağış Fonu

Evet, bu ciddi bir mesele. 15 Mayısa kadar toplanması gereken miktar 60 Euro.

Yapacağınız bağışlar karşılığında elinize hiçbir şey geçmeyecek. Size engelliler adına gazete vermeyeceğim. Zorla Atatürk kartpostalı da tutuşturmayacağım. Size teklif edebileceğim tek şey, Diablo 3'te arkadaş listeme ekleyip beraber inferno'da ölebilmektir. Belki bir de karakterlerimin isimlerini sizin seçeceğiniz isimler yapabilirim. Ama hepsi bu.

Aşağıdaki "Donate" linkine tıklayarak, Paypal hesabınız üzerinden yapacağınız her miktarda bağış kabul edilir.

Not: Sizi seviyorum.

sahibinden satılık, kelepir ruh

bu dünyaya ait bir şeylerde büyük bir yanlışlık var.

nihayetinde, her birimiz ruhumuzun ederi konusunda şeytanla oturup, enine boyuna pazarlık yapabilecek duruma geliyoruz. sizi, ruhunuzu, özel kılan bir şeyler varsa ne mutlu size, oldukça iyi bir teklif alabilirsiniz. ancak beni özel kılan bir şey yok, bu yüzden alacağım her teklife tenezzül edebilirim. korkarım ki her bir köşesinden kırpılmış bir teklif bile, ucuza gidiyormuşum gibi hissettirmez.

ruh pazarlığına girmemdeki sebep, tembel olmam değil (yani en azından sadece o değil), aksine ya yapmak istediğim şeylerin para etmemesi ya da para eden şeyleri de benim yapmak istememem. aynı dertten muzdarip olduğum insan sayısının da epey fazla olduğundan eminim. insanın onuruna aykırı olmayan bir iş bulabilmek epey güç şu günlerde.

günü birlik çalışıp kazanılacak 50-60 lira için daha sonraları utanacağım şeyler yapabilirim. bu dünyayla alakalı yanlış olan şey de belki de bu.

burada geçirilecek 20 huzurlu sene için, ebedi bir ızdırabı göze alabiliyorum.

15 Mart 2012 Perşembe

zigzag

hayatımda bir şeyden ölesiye nefret ediyorum. o da zorla bir şey yazmak. zorunda olduğumuz için yaptığımız bunca şey varken, sevdiğimiz bir şeyi zorla yapmak durumunda kalmamız, insan denen mahlukun ruhuna nefret tohumunu atıveriyor. bunu da bugünlerde sıkça yaşıyorum.

derken, aynı asrın farklı uçlarında da olsa aynı gün doğduğum adamın yazdığı muhteşem bir kitabı bitirmenin verdiği ruhsal hazzı yaşayıp uzun bir güne ivme kazandırmayı becerebildim. her yüzyılda bir kürk mantolu madonna yazılsa ya da en azından bir önceki yüzyılda yazılanı her insan okusa, bugün ne bir kadın kalır ruhunun incelikleri keşfedilmemiş ne de bir adam kalır sevmeyi beceremeyen.

derken, tek bir günü kendime ayıracak olsam nasıl bir bedeviyim ki kutup ayılarına denk gelmek için çöle bile düşmeme gerek olmadığını öğreniyorum.

sonra, neyse ki bir güzel haber skoru eşitliyordu ki bazen tam da ihtiyacı olan şey bu insanın. bir güzel haber, bir ortak sevinç.

üstüne de son dakika golü bir güzel haber daha ve bu uzun günün sonunda eşitlik lehime bozuldu, âlâ...

bugün şanslıydım, ancak afedersiniz ama 90+3'te gelen şampiyonluğun ben ta amına koyayım.

fakat yine de, onlar ne güzel gollerdi be.

14 Mart 2012 Çarşamba

logos spermaticos -12-

"insanlara ne kadar muhtaç olursam, onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu."


kürk mantolu madonna, kendini nasıl bir fildişi kulesine kapatmış bir yazarın kaleminden çıkmıştır bilmiyorum. ancak, kaçamadığım bir gerçek var ki o da bu hikayenin okudukça daha tanıdık bir hâl almasıdır.

"dünya'nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir..."

henüz başlarında, anlaşılmayı arzulayan okuyucusunu kucaklayarak sonuna kadar öyle ya da böyle onun hayatından bir kesite mutlaka yer vererek bunu da işte kaçamadığım bu gerçek dahilinde sayfadan sayfaya tanıdık bir hale gelerek; nihayetinde okuyanına anlatmak istediğinden daha fazlasını anlatıyor bu roman.

"şimdi ben gidiyorum, fakat ne zaman çağırırsan gelirim."