29 Ekim 2010 Cuma

tavan arasında sakladığım flamethrowerımı buldum

hehehe çocuklar gibi şenim. hem de elinde flamethrowerı olan çocuklar gibi şenim.

hep tetikteyim birileri "birader ateşin var mı?" diye sorar ya da güzel bir bayan ağzında sigarası henüz çakmağını bulamamışken ben tetiğe asılırım diye.

yeter bu kadar metafor.

şu güne kadar bir şeylere, şu veya bu şekilde, vâkıf oldum. bir çoğu da tesadüf değil. söyledikleriniz, yaptıklarınız, söyleyip de yaptıklarınız, söyleyip de yapmadıklarınız, söylemeyip de yaptıklarınız... hepsi fikir verir karşınızdakine. karşınızdaki de biraz dikkat ediyorsa tüm bunlara, hakkınızda pek çok şey öğrenebilir.

birileri hakkında bir şeyler öğrenmek, hayatın devamını değiştirecek bir şey mi? hayır, değil. hatta hayat, sizin kim olduğunuzu zerre umursamaz. sizin hakkınızda bir şeyler bilen adam için de hiçbir şey değişmez.

peki nedir mesele?

birisinin ruh halini sikip atabilecek bir meseleyi bilmek. bundan ne kazanç edebilirsiniz? hiçbir şey.

en sevdiği oyuncağını "acaba n'olur lan?" fikriyle kıran çocuklar gibi... o çocuk o oyuncağı kırar. en sevdiği oyuncağını kaybetmiş olur, ama yine de kırar.

14 Ekim 2010 Perşembe

kırıldı bir bir hayallerim...

"tanrıyı güldürmek istiyorsanız, ona planlarınızdan bahsedin."

istedim, yine de olmadı. iyi bir planım vardı, hevesliydim ve sabırsızlanıyordum. yaşadığım şehirden, okuduğum okuldan kısacası bugün yaşadığım hayata dair her şeyden sıkılmıştım ve gidiyordum. "gidiyorum." sanıyordum. ancak benim planımdan da hevesimden de fazlası gerekti ve bu yüzden de buradayım ve mutsuzum. en azından bir süre daha...

"mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir."

elimden geldiğince, anlık heyecanlarla bir işe başlamaktan ya da başlayacağımı söylemekten kaçındım. insan karşısındakini de kendisi gibi bilirmiş, derler. belki bundan ötürü, bir insandan bir şey duyuyorsam bunu yürekten söylediğine inandım ve yarı yolda kaldım.

aynı şeylerin heyecanlandırdığı iki insan bulmak zor. kimse yeteri kadar umursamıyor artık. sözler hâlâ ucuz ve çok konuşup hiçbir şey yapmayan insanlar arasında, çok konuşup hiçbir şeyi yapmayı beceremeyen bir adam olmak da çok kolay.

okul, iş bulmak için okunuyor; çalışmak, para kazanmak için; seks ise sadece orgazm olmak için yapılıyor.

22 Eylül 2010 Çarşamba

know thyself...

sadece bir şey için böyle istikrarlı bir biçimde çabalayıp durdum. her şeyden sıkıldım, bir kenara attım. değiştim, çok değiştim... sonra yine eskisi gibi oluverdim. dengeyi korumaktan bile vazgeçtim; fakat bir tek şeyden asla vazgeçmedim:

kendimi tanımaya çabalamaktan...

ne zaman ki hiç kimsenin beni anlamadığını hissetsem, açık açık söylemekten çekinmedim. bazen de mızmızlandım, kimse beni anlamıyor diye...

halbuki "kendinden hiç bahsetmemek, iki yüzlülüklerin en büyüğüdür" ve ben bu iki yüzlülüğün içindeydim çok kez, boğazıma kadar.

halbuki kendini anlatmayı beceremeyen bir insan, nasıl anlayabilir ki kendini?

"pekâlâ anlayabilir" diye düşündüm, düşünüyorum. mesele, bir başkasının çıkıp seni anladığını iddia ederek kendi çarpık anlayışını sana senmişsin gibi anlatmamasında.

gerçekten ne istediğini anlamak ise bir insanın derdi...

neyse yok bu yazının bir ana fikri.

4 Eylül 2010 Cumartesi

düşünme beni bu kadar facebook

sosyal platformsun anladık. ama benim hayatım senin çalışma prensibine uygun olarak devam etmiyor.

önce arkadaş eklemem için aynı ağda bulunduğumuz insanları önerdin, ses etmedik.

sonra ortak arkadaşlarım olan insanları önermeye başladın, buna da ses etmedik.

ne zaman ki "Hede Hödö, Merhaba de!", "İnciya Rakos, son haberleri paylaş." demeye başladın işte orada bokunu çıkardın.

sen tanıyor musun o ismi geçen insanları? ben tanıyorum. senin içinden elektrik akımı geçen beynin kadar beynim yok mu lan benim? akıl edemiyor muyum sen söylemeden merhaba demeyi?

ama demiyorum. o, senin isimlerini rasgele seçtiğin insanlar var ya. senin götüne girsin.

hah işte o insanlar var ya, kimisi çocukluğumdan beri tanıdığım insanlar; ancak bugün paylaşabilecek bir şeyimiz kalmamış.

kimisi, sevdiğim insanlar; hayat yollarımızı çok evvel ayırmış...

kimisi, eski sevgilim; belki hâlâ sevdiğim belki de nefret ettiğim...

kimisi, belki karşılık bulmamış aşkım, umutsuzca sevdiğim ya da belki bunu hiç söyleyemediğim.

belki hepsi, belki biri, belki bunlardan hiçbiri.

öyle sen "de" dedin diye denilmiyor öyle kolay "merhaba". senin küçük kafana girmez bunun nedeni. benim küçük kafama da girmiyor gerçi.

ama yapma artık bunu facebook, oynama zihnimle.

sebebim olacaksın lan pezevenk.

19 Ağustos 2010 Perşembe

bir sözlükten yapılan sosyolojik çıkarımlar

efendim 2009'un kasım ayından beri itüsözlükte 6. nesil yazar olarak bu platformun bir parçasıyım. sözlük platformuyla alakam da pek çoğumuzun olduğu gibi ortaokul yıllarıma kadar dayanır. yıllarca ekşi sözlük takipçisi olduktan sonra itü sözlükte yazarlığa soyunarak ekşi sözlüğü de terk etmiş bulundum. (special thanx to hocu'm)

efendim her neyse, sözlükler insanların gerçekten sosyal olabildikleri az sayıdaki platformdan biri. ciddi biçimde iletişim içerisinde ve hiçbir zaman bilgisini, birikimini veya tecrübesini bir diğeriyle paylaşmaktan korkmayan insanlardan oluşuyor. yazarlığıma başladığımdan bu yana gözlemlediğim bir takım şeyleri burada paylaşmak istedim.

şimdi öncelikle, sözlüklerde çok büyük bir grup hâlâ bir takım tabuların varlığını sürdürmesi gerektiğine inanırken bu gruba nazaran daha az sayıda olan bir diğer kısmı da tabuların konuşulması, tartışılması gerektiğini savunuyor. girilen girilere bakılacak olursa kimisi için bu tabular "din" ile kimisi için "atatürk" ile sınırlı. örnekler çoğaltılabilir ama bunlar en büyük iki örnek.

bu konuda zıt görüşlü insanların tartışmaları da oldukça hararetli geçmekte. bir yerden sonra gerçekten inandığını savunan insan ile troll olanı ayırt etmek zorlaşıyor. insanlar bir diğerini "orospu çocuğu" diye yaftalamak için can atıyor.

ayrıca sözlük sayesinde tespit ettiğim ve artık gündelik hayatımda da üzerine konuşmaktan kaçınacağım bir takım konular var. bunlardan bir tanesi futbol. ilk statümü aldığımda 270 ile 300 arasında değişmekteydi. ne zaman futbol ile ilgili giri girmeye başladım, işte o zaman statüm düşmeye başladı. bir noktadan sonra bir diğer insanın malca yazdığı girilere cevap maiyetinde girdiğim giriler yüzünden statüm -400leri buldu.

bu tarz girilerimden ötürü hakaretler işitmeye, ağır küfürler yemeye başladım. hayır, bunu platform içerisinden mesaj ile yapmaya cesaret edemedi kimse. zira böyle bir şey olduğunda ve şikayet ettiğimde cezası uçurulmaktır. bu işi insanlar formspring.me sayfama anonim sorarak yaptılar. bildiğin salak adam işi. yani bilemiyorum, sağlıklı bir insan alenen trollük ettiğim bir giri yüzünden tüm girilerimi arayıp formspring.me sayfamı bulup oradan küfretmeye kasmaz. şu anda 1200 küsur girimin olduğu düşünüldüğünde daha da hasta adam işi geliyor kulağa.

neyse efendim, daha söyleyeceklerim vardı aslında ama yazı uzadıkça unuttum. zaten bayağı da yoruldum. yeter bu kadar. alın işte bu yazdıklarım birebir hayatın yansıması olan bir platformda benim gözlemlediğim şeyler. bahsettiklerimin gerçek hayatta ne şekilde tezahür ettiklerini tahmin etmek zor olmasa gerek.

esenlikle kalın.