insanın bir şeyleri iyi yapabiliyor olma güdüsü, bir işe yaradığını hissedebilme isteğinden kaynaklanıyor olabilir. işe yaramayan insan, parazitlerin karakteristik özelliklerini göstermiyorsa eğer, bundan rahatsızlık duyacaktır. yaşlı eskimoların kendilerini ölüme terk eden çocuklarına tepki göstermemelerini de buna bağlayarak inanılmaz bir sosyolojik çıkarımımı bilim dünyasına da armağan ediyorum.
bir işe yaradığını hissetme isteğiyle hareket etmenin bir getirisi, insanı eğitimini aldığı işi en iyi yapan yanılsamasına düşürmek oluyor. yani sinema televizyon okuyan sanıyor ki bu zanaatın en yetkin kişisi kendisi (önce iğne demişler...), bilgisayar mühendisi sanıyor ki bilgisayardan en iyi anlayan kişi kendisi, felsefe okuyan sanıyor ki hayatın anlamını çözmüş ve artık tek ihtiyacı olan zırvalarını dinleyecek müritler...
bir tartışmanın ortasında "ben x okuyorum" argümanını duyduğunuzda, bu bahsettiğim meselenin cümle içinde kullanılmış halini göreceksiniz.
yazının akışını bozan cümleyi de yazdığıma göre, meseleye dönebilirim. bu bahsettiğim, kendini eğitimini aldığı şeye en hakim zannetme sanrısı en çok sosyal bilimlerde görünür. az evvel örnek verdiğim felsefe gibi. hatta daha da iyisi, "terzi kendi söküğünü dikemez" atasözümüzün vücut bulmuş hali olan psikologlar, psikoloji okuyanlar gibi.
bahsi geçen durumlar için, psikoloji öğrencileri sohbet ederken en dikkat edilmesi gereken öğrenci tipi. genellikle house m.d ile de beslenen bu tip, nasıl olmuşsa insanın karışık doğasından bihaber hale getirilmiş ve karşısındakinin bir insan değil de içgüdüleriyle hareket eden bir maymun olduğuna inandırılmıştır.
niçin böyle söylüyorum? şundan ötürü: bir sefer, psikoloji okuyan bir arkadaşım ile intihar ve intihara bakış açımdan bahsetme gafletinde bulunmuş ve hatta alıntıyla "eğer intihar etme fikrine sahip olmasaydım çoktan kendimi öldürürdüm." gibilerinden bir alıntı da yapmıştım. cümleme noktayı koyamadan bu arkadaş aynı hızla bütün klinik çıkarımları kafasında yapmış ve beni çözümlemeye koyulmuştu. intihar fikrinin öyle ya da böyle her insanın aklından geçebilecek bir şey olduğuna inandığımı bile anlatamamıştım. en sonunda diyalog şuna benzer bir şekilde sonlandı:
-depresyondasın sen belli ki...
-hayır işte depresyonda falan değilim. mesele de bu biraz.
-niçin intihardan bahsedip duruyorsun öyleyse? normal insan davranışı değil ki bu. (evet bu konuşmanın bir yerinde arkadaşlarımla bunu konuştuğumdan bahsetmiştim.)
-insanları bu fikre alıştırıyorum.
-intihar edeceksin yani?
-yoo niye edeyim, şimdilik hayat çok güzel. önümde güzel geçeceğini düşündüğüm birkaç yıl daha var ayrıca. manyak mıyım ben kendimi öldüreyim?
-inkar safhası?
-(ebenin safhası! diyemedim ya la...) sen benim ne anlatmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyor musun? yoksa çoktan anladığını sanıyorsun da ondan mı anlaşamıyoruz biz?
-ama...
-tamam neyse gözünü seveyim hayatımda ilk kez bir şey konuşmaya başladığıma pişman oldum. ama gözünü seveyim sen dershaneye hoca falan ol, danışanlarını (gözünü sevdiğim emrah serbes'i) öldürürsün sen...
kendisi beni konuşmaya başladığımızda üzgün sanıyordu, konuşmanın sonunda ise kızgın... halbuki ben konuşmanın başından sonuna kadar bir insanın nasıl bu kadar salak olabileceğine şaşırıyordum.
2 Eylül 2012 Pazar
15 Ağustos 2012 Çarşamba
logos spermaticos -15-
insanı ve ona dair her şeyi gördükçe, içimdeki en temel içgüdü kendime döndü.
intihar fikri olmasa, kendimi çoktan öldürmüş olurdum
benim yaşımdaki biri insanın, mütemadiyen ölümü düşünerek yaşıyor olması kimilerine şairane, kimilerine trajik geliyor olabilir. banaysa hiç adil değilmiş gibi geliyor.
kendinden nefret ettiğin, utancın benliğini sardığı hayatın (ki aslında tüm hayatların) sonunda ölüm olması insana huzur veriyor. her şeyin nasıl biteceğini çok iyi biliyorsun da o noktaya nasıl gelineceğini merak ediyorsun işte.
insan bazen ağız ishaline tutulmuş insanlara maruz kalmamak, durduk yere mutsuz olmamak istiyor insan. tüm bu meselelerden sorumlu yüce varlık ve onun minionları bunu çok görüyor bazen.
halbuki değil.
6 Ağustos 2012 Pazartesi
öhöm, ses deneme, bir iki
çok zaman oldu görünür şeyler yazmayalı. o sebeple ses açma egzersizleri ile beraber bir de çiğ yumurta içiverdim.
rutin iyiydi.
iyi de işledi. ta ki artık işlemeyene kadar. insanın basit keyiflerinin olmasında bir problem görmedim ben hiç. devamlı olarak aynı yere gitmekte, sürekli aynı yolları yürümekte bir sıkıntı yok. alıştığı yerlere gitmeye devam eden insan hesabını bilir, bildiği yoldan giden insan da kaybolmaz. basit iyidir.
insanı öldüren şey de rutindir. işte bu noktada işlemeyi bırakır. her biri bir öncekinin aynı geçen günler... insan bu yüzden ölebilir. ama her halükarda öleceğimiz gerçeğini göz önünde bulundurursak da bunun da çok problem olmadığı düşünülebilir. aksiyondan aksiyona koşarken bir saniye olsun kan dolaşımım yavaşlamaz, huzur bulamazsam; pek tabi rutini tercih ederim.
ömrü boyunca mutluluğu değil de huzuru kovalamış bir insan olarak bunun ardına daha iyi vardım. rutin iyidir.
söylemediği şeylerden ötürü ünlü olabilseydi insan, ben ünlü olurdum.
aklına ilk gelen lafı söyleyen, espriyi yapan adamın egosuna hayranım. şu dünyada koca kafamdan -ki bu da onlara girsin.- daha büyük bir şey varsa, o da bu egolardır.
bizim bu tarafların çok sayıda komik atasözü vardır. gerçi bizim o taraflarda çok söylenir de ne taraflara aittir bilemeyeceğim. baklava bizim diyen yunan konumuna düşmeyeyim şimdi. ancak şöyle de bir laf vardır: "senin güttüğün koyun kadar, benim siktiğim çoban var.". ne çok hazır cevap (?), kıvrak zekalı (!) insan bu laftan ötürü ağır darbeler yemiştir, aritmetiği size kalsın. işte pek çok insanın korkulu rüyası olan bu söz, her aklına geleni söylemenin erdem olmadığını bilen insanın en iyi dostudur.
yazık ki prim yapanın ağzını tutmak çabası içinde olmayanın olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
ve yine yazık ki insan sadece söylenenleri duyuyor, söylenmeyenleri değil.
rutin iyiydi.
iyi de işledi. ta ki artık işlemeyene kadar. insanın basit keyiflerinin olmasında bir problem görmedim ben hiç. devamlı olarak aynı yere gitmekte, sürekli aynı yolları yürümekte bir sıkıntı yok. alıştığı yerlere gitmeye devam eden insan hesabını bilir, bildiği yoldan giden insan da kaybolmaz. basit iyidir.
insanı öldüren şey de rutindir. işte bu noktada işlemeyi bırakır. her biri bir öncekinin aynı geçen günler... insan bu yüzden ölebilir. ama her halükarda öleceğimiz gerçeğini göz önünde bulundurursak da bunun da çok problem olmadığı düşünülebilir. aksiyondan aksiyona koşarken bir saniye olsun kan dolaşımım yavaşlamaz, huzur bulamazsam; pek tabi rutini tercih ederim.
ömrü boyunca mutluluğu değil de huzuru kovalamış bir insan olarak bunun ardına daha iyi vardım. rutin iyidir.
söylemediği şeylerden ötürü ünlü olabilseydi insan, ben ünlü olurdum.
aklına ilk gelen lafı söyleyen, espriyi yapan adamın egosuna hayranım. şu dünyada koca kafamdan -ki bu da onlara girsin.- daha büyük bir şey varsa, o da bu egolardır.
bizim bu tarafların çok sayıda komik atasözü vardır. gerçi bizim o taraflarda çok söylenir de ne taraflara aittir bilemeyeceğim. baklava bizim diyen yunan konumuna düşmeyeyim şimdi. ancak şöyle de bir laf vardır: "senin güttüğün koyun kadar, benim siktiğim çoban var.". ne çok hazır cevap (?), kıvrak zekalı (!) insan bu laftan ötürü ağır darbeler yemiştir, aritmetiği size kalsın. işte pek çok insanın korkulu rüyası olan bu söz, her aklına geleni söylemenin erdem olmadığını bilen insanın en iyi dostudur.
yazık ki prim yapanın ağzını tutmak çabası içinde olmayanın olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
ve yine yazık ki insan sadece söylenenleri duyuyor, söylenmeyenleri değil.
30 Haziran 2012 Cumartesi
şurdan burdan
"okulun ilk günü silgi istemiştim. silgisini ısırıp ikiye bölmüş, yarısını bana vermişti. ben de ona aşık olmaya karar vermiştim."
-emrah serbes, erken kaybedenler
feminizmin yükselen değer olduğu şu dönemlerde, biz erkeklerin de ara sıra dile getirilmesi gereken bir takım genetik kodları ve gayet tabii hatırlanması gereken hakları var.
meme mıncırmak ve biraz ilgi gördüğümüz kadına aşık olmak altı yaşımızdan beri iliklerimize değin işlemiş birer gerçek. kadınların çoğu zaman "iki et parçası dedikleri" -ve çok da büyük haksızlık ettikleri- bedenlerinin bu parçalarına dokunma isteğinden ya da görmeyi hak ettiğimizi, ihtiyaç duyduğumuzu dile getiremediğimiz şefkati gördüğümüz kadınlara aşık olmaktan kime ne zarar gelir?
yolda yürürken, yol kenarında duran alımlı bir kadın gördüm. yanından geçerken "hişt yakışıklı" diye seslendi. hal böyle olunca benden bahsediyor olamaz diye düşünüp bakmadan geçtim. o da zaten bana seslenmiyordu.
yazdığım şeylere bakıyorum bu aralar. gördüğüm kadarıyla hayatım boyunca yazıp yazabileceğim en güzel şeyi yazmışım ve o da bir boka benzemiyor.
gerçi çok daha iyi fikirlerim var, ancak yazılmamış şeylerin varlıklarına da inanmamak lazım. böyle de huylarım var, duyduğumdan çok gördüğüme inanmaya meyilliyim. kağıt üzerinde görünmeyen bir şeyin varlığına kimi inandırabilirsiniz? peygamber suretinde ya da o beceriye sahip bir insan olmadığımdan ben, gösterebildiğim kadar varım.
erkek çocuk olmanın sıkıntısı... cinsimizi sikeyim...
29 Haziran 2012 Cuma
logos spermaticos -14-
zaman akıyor ve durdukça boşluk açılıyor.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)